Yaşlanmaktan Değil Büyümekten Korkun

Günlerimizi, bizi değişime itecek bir şeyin olmasını beklemekle geçiriyoruz. Halbuki tek yapmamız gereken anın tadını çıkarmak; çünkü elimizde olan bu.

Yaşlanmanın sizi endişelendirmediğini söylüyorsanız, kendinizi kandırıyorsunuz. Bu tüm toplumda hakim olan bir düşünce. Bu durum insanlarda biraz tedirginlik yaratıyor.

Bu kısmen, aldatıcı reklamların sonucunda oluşur. Bu reklamlar, bize sonsuza kadar genç kalmamız gerektiği düşüncesini dayatıyor. Ancak aslında kişisel gelişim en önemli şeydir.

Dış görünüşümüze çok fazla özen gösterirken iç dünyamızı ihmal ediyoruz.

Yıllar omzumuza bir yük gibi binmemeli aksine, bize mutluluk getirmelidir. Doğum gününüzü kutlamak sadece 1 yaş daha büyüdüğünüz anlamına gelir. Şimdiye kadar ne kadar olgunlaştığınızı hiç düşündünüz mü? Artık aynı kişi değilsiniz.

Kaygılarınızla yaşamayın


Reklamlar, televizyon ve diğer tüm iletişim araçları bizi yaşlanmaktan korkar bir hale getiriyor. Bu kaygının tek sebebi de bu iletişim araçları değil. Yaşam şeklimizin de bu korkuyu tetiklemede büyük rolü var.
Aslında, bu yaşlanma kaygısı, şu anki durumunuzdan kaynaklanmıyor. Yıllar önce, gençken çocuk doğurmak zorunda kalan bir kadını düşünün. Çocuklarıyla ilgilenmekten, gençliğinin ve güzelliğinin tadını çıkaramamış bir kadın. Üstelik gençken evlenmezse, sonradan evlenecek kimseyi bulamayacağına inandırılmış bir kadın.

Bu düşünceler geçmişte daha yaygındı ancak zamanla değişiyor.

Kendinize zaman ayırıyor musunuz? İşlerimiz, kendimize zaman ayırmamızı zorlaştırıyor. Boş zamanlarımızı zihnimizi beslemeye, yürüyüş yapmaya, hatta güzel bir kitap okumaya ayırmalıyız.

Gençliğimizden beri, her şeyden ders çıkarmamız gereken bir dünyanın parçasıyız. Bu da, hızlı yaşam dersleri almamıza ve hayatta kolaylıkla ilerleyebilmemize yardımcı oluyor.

Zaman geçse de, yaşamdan çıkardığımız dersler değişmez. Ödevlerin yerini iş hayatı alır, fazladan koyulan dersler ise yerini fazla mesaiye bırakır.

Sonra bir bakmışsınız, yıllar geçmiş ama siz gençliğinizin tadını çıkaramamışsınız. Günleriniz stresli bir şekilde geçip gitti, tek düşündüğünüz bütün işlerinizi bitirebilmek ve yarın için hazır olabilmekti.

Anın tadını çıkarmayı unuttunuz mu?

Gelecek günümüzdür

Bugün ve şu an artık bizler için bir şey ifade etmez hale geldi. Yalnızca, beklentilerle ve yapılacaklarla dolu yarınları düşünüyoruz. Çoğu zaman da beklediklerimiz gerçekleşmiyor.

Yapmayı sevdiğimiz şeyleri ertelemeliyiz böylece sorumluluklarımızı yerine getirebiliriz. Çoğu zaman altından kalkamayacağımız yüklerin altına giriyoruz ve bazen de işleri elimize yüzümüze bulaştırıyoruz.

Zamanı nasıl yavaş geçirebilirsiniz? Çocukken, bulunduğunuz anın tadını çıkarırdınız. Geleceği düşünmezdiniz, sadece bulunduğunuz ana kafa yoruyordunuz. Sizin için önemli olan büyümek ve yeni şeyler öğrenmekti.

Beş duyunuzla ana odaklanmıştınız. Her şeyi algılıyordunuz ve her an yeni bir şeyler öğreniyordunuz.

Belki de sorun şu ki, hiçbir şey bize yeni gelmiyor. Günlük tempomuz yüzünden hayatın her anında acele ediyoruz, bazen dinlenemiyoruz bile.

Ancak, bu yapmayı sevdiğiniz şeyleri bırakmanız veya size ait olan sorumluluklarınızı yerine getirmemeniz anlamına gelmiyor.

Demek istediğimiz şey, yaşayın, hissedin ve gözlemleyin.

Hissedin, deneyimleyin, yaşayın ve olgunlaşın…

Geçmişi de geleceği de düşünmeyin. Çocukken ne yapıyorduysanız, onu yapmaya devam edin. Bugüne odaklanın. Eğer bunu yaparsanız, yarının varlığını unutacaksınız ve bütün gücünüzü bugüne vereceksiniz.

Çok fazla sinirlenmemeye çalışın, daha iyi hissettiğinizi göreceksiniz. Hatta bu sayede işteki performansınız bile artabilir. Kendinizi her şeyden keyif almaya zorlayın. Sizi sinirlendiren şeyleri düşünün ve derin bir nefes alın.

Eğer işinizi bıraktığınızda daha mutlu olacağınızı düşünüyorsanız bırakın. Kendinizi şımartmak istiyorsanız, şımartın.

Kimse yarının ne getireceğini bilmiyor ama elimizde bugünümüz var. Onu sonuna kadar dolu dolu yaşama fırsatını gerçekten geri mi tepeceksiniz?

Anı yaşamayı unutuyoruz. Rutinlerimizin ardına sığınıyoruz, bu da hislerimizi ve duygularımızı köreltiyor. Renksiz ve sıkıcı hayatlarımız oluyor.

Bu nedenle olgunlaşamıyoruz, dolu dolu geçen bir yaşamımız olmuyor. Aksine, bu bizi yüzeysel insanlara dönüştürüyor. Sürekli memnuniyetsiz ve mutsuz bir ruh halinde oluyoruz.

Büyümeye çok kafa yoruyorsanız, bir durup düşünün. Günlük hayatınızı nasıl yaşadığınızı, zamanınızın yavaş mı hızlı mı geçtiğini bir düşünün. Bunlar hep aklınızı kurcalayan konulardır. Eğer bir şeyi yapmaktan zevk alıyorsak, zaman çok çabuk geçer.

Yaptığınız her şeyden memnun olmayı öğrenin. Çünkü geleceğimiz için endişelenmek ve korkmak, ileriye dönük isteklerimizi keşfetmemizi sağlar; her zaman daha iyisi olabilme ve olgunlaşma gibi isteklerimizi…