Bütün Güçlü ve Hür Kadınlara; Değişmeyin!

· 21 Mart, 2017
Ne düşündüğünü açıkça ifade eden erkekleri cesur olarak adlandırılıyorken, fikirlerini ifade eden ve boyun eğmeyen kadınlar sert olarak düşünülüyor. Bunu değiştirmenin vakti geldi. Sesinizi duyurun, güçlü ve hür bir kadın olmaktan korkmayın. 

Son zamanlarda, güçlü kadınlar pek çok zorlukla karşı karşıya kalıyor. Eşitliğe dair birçok gelişme yaşanmasına rağmen, hala ataerkil toplumun izlerini görmek mümkün.

Aslında, günlük hayatta kadınlara karşı negatif tutum ve tepkilere çok sık rastlıyoruz.

Güçlü inançları olan kadınlar bu hayatta ayakta kalıyorlar. Bu nedenle, birçok insan onları küçümsüyor. Güçlü ve dengeli duyguları olan kadınlar kendini beğenmiş olarak görülüyor. Bazı kadınlar özgürlüklerine düşkündür, kendi kararlarını vermek isterler, hedeflerine ulaşmak için çabalarlar. Ancak ne yazık ki böyle insanların “her zaman yalnız kalacağı” söylenir.

Bazıları da bunların mutlu bir ilişki kurmayı engelleyecek erdemler olduğunu düşünüyor.

Hala bu düzmece eşitsizliği besleyen şeyler var. Bazen bu bir kadın da olabiliyor.

İnanmakta güçlük çekebilirsiniz ancak hala kendi hür benliğini küçümseyen bazı kadınlar var. Kendi yolunu seçmiş, toplumun dayatmalarına boyun eğmeyen, değişime açık ve genellemeleri bozan kadınların aleyhinde konuşuyorlar.

İnsanlar tarafından yargılanmadan, istediğimiz şeyleri yapabilmeli ve özgürce kendi yolumuza gidebilmeliyiz. Kadınların da erkeklerin de zorluklara aynı şekilde göğüs germe hakkı vardır. İki cinsiyetin de güçlü bir karakteri olmasına ve hayallerinin peşinden gitmesine izin verilmeli.

İnsanlar istediklerini yapmada özgür olmalı çünkü beraber huzur içinde yaşamanın yolu cinsiyete, sosyal statüye veya ideolojisine bakmaksızın herkese saygı duymaktan geçer.

Bugün, bu konu hakkında düşünün.

Güçlü Bir Kadının Özellikleri

Güçlü bir kadın bu hale bir günde gelmez. Bugüne gelene kadar yaşadıkları ve zorluklara karşı verdiği tepkiler sonucunda şimdiki gücüne kavuşmuştur. Bunlar onu şekillendirmiş, yani şimdiki haline getirmiştir.

Ünlü insanbilimci Helen Fisher, İlk Cinsiyet adlı kitabında bu konuyu anlamamıza yardımcı olur. Ona göre, kadınlar sadece toplumsal durumlarından ve kişisel yeteneklerinden oluşmazlar. Onlarda daha derin ve daha hassas bir şeyler vardır.

Fisher’a göre, kadınlar, şovenist Simone de Beauvoir’ın söylediği gibi ikinci cinsiyet değildir. Ve muhtemelen de Adem’den alınan kaburgalardan yaratılmamışlardır.

Fisher bu durumu bilimsel olarak açıklıyor:

  • Biyolojik olarak, kadınlar birincil sayılan cinsiyettir.Bunun nedeni ise embriyonun erkek olabilmesi için ona kimyasal maddeler eklemek gerekmesidir.
  • Gözümüzü açmamız ve kendimize her gün daha fazla saygı duymamız gerektiğini gösteren bir iç ses var.
  • Genetiğimiz bizi meydana getirir. Sosyal kimliğimiz bize aşılanır ancak zamanla, bunlar her seferinde bizi daha çok tanımlayan içsel aydınlanmalara sebep olur. Her defasında, yavaş yavaş aydınlanırız.

Tamamen teslim olmuş bir şekilde yaşayan pek çok kadın var. Bu durum onların olgunlaşmasını ve kendilerini ifade etmelerini engelliyor. Bunlar ataerkil topluma boyun eğmiş kadınlardır. Bu şekilde, onlar da ataerkil bir zihniyeti benimserler.

Eleştirilseniz bile, sesinizi duyurun

“Bu kadın neden böyle davranıyor? Sert ve ukala bir kadın herhalde.”

Bu cümle, saygısızlıktan çok daha fazlasıdır. Aşırı şovenist bir zihniyettir. Dahası, belli başlı davranışlar, belli başlı nitelikleri yansıtır.

Kendini özgürce ifade eden bir erkek cesur olarak adlandırılıyor. Fikrini ve öfkesini beyan eden bir kadın ise küçümsenerek, ukala ve sert olarak adlandırılıyor. Bu neden böyle?

  • Bu erkek egemen toplumun yerleşmiş zihniyet yapısı.
  • Bu toplumda kadının halinden memnun ve şefkatli bir rolü olması gerekiyor.

Bazen, insanlar düşünmeden konuşuyorlar. Ancak artık cümlelerimize ve onların ne anlama geldiğine dikkat etmeliyiz.

Tıpkı erkekler gibi, kadınlar da güçlü bir karaktere sahip olabilirler. İnançla hayallerinin peşinden gidebilmeliler, hedeflerine ulaşabilmeli ve bu çağ dışı zihniyeti değiştirebilmeliler.

Vahşi Kadın


Clarissa Pinkola Estés’in kaleme aldığı, Kurtlarla Koşan Kadın, Vahşi Kadının Mitolojisi ve Hikayeleri gibi toplumu değiştirebilmek için bizde “farkındalık uyandırmak” adına yazılmış kitaplar var.

Bu fantastik kitaplarda, Estés, çağlar boyunca “vahşi kadın” olgusunu enine boyuna inceliyor. Hiç kuşkusuz, nasıl gerçek ve güçlü bir kadın olunduğunun da altını çiziyor.

Her vahşi kadın, şimdiki gücüne ulaşana kadar varlığını sorguladığı kişisel gelişim süreçlerinden geçiyor.

Yaşadığı zorluklar, korkuları ve acıları onu bugünkü güçlü haline getiriyor.

Kadınlarda özel bir şey var:

  • Sezgilerimiz ve yaratıcılığımız çok güçlü. Etrafımızı çevreleyenlerden çok daha fazlasını görebiliyoruz.
  • Kendimizi dinliyoruz ve aynı zamanda etrafımızda olup biten her şeyle de iletişim halinde kalıyoruz.
  • Geçmiş toplulukların bizler için oluşturduğu genellemeler ve roller bizi tanımlayamaz. Kadın olmak ataların ötesindedir.
  • Ve, tabii ki kadınlar asla güçsüz, aşırı hassas, ben-merkezci, sert hizmetçiler değillerdir.

Bugünün kadınları kendi hayatlarını kendileri çiziyorlar. Güçlüler ve seslerini duyurmaktan çekinmiyorlar.

Bugünün kadınları bir şeyleri değiştirmek, fikirlerini açıkça söylemek ve hak ettikleri saygıyı kazanmak istiyorlar.

Bir ilişkileri olsun veya olmasın, mutlu, eşit ve istedikleri gibi bir hayat sürmek istiyorlar.