Parkinson Hastalığı İçin Kulak Akupunkturu Tedavisi

28 Temmuz, 2020
65 yaşında ve bu teşhisi almış olan bir hasta olan José "Parkinson hastalığı yaratıcılığımı benden almıştı," diyor. Kulak akupunktur tedavisinin ona nasıl yardım ettiğini öğrenmek için okumaya devam edin.

Jose Anibal 65 yaşında Parkinson hastalığı ile teşhis edildi ve pes etmek yerine kulak akupunkturu tedavisini denemeye karar verdi.

Daha önce bel ağrısı ile de yaptığı gibi Jose, Parkinson hastalığını tedavi edip iyiliğini geri kazanmak için de kendisini bir akupunkturcunun ellerine bırakmakta tereddüt etmedi. Şaşırtıcıdır ki, sonuç oldukça olumlu oldu.

Parkinson, Alzheimer ve huzursuz bacak sendromu gibi nörodejeneratif hastalıklar için hala bir tedavi yoktur. Ancak kulak akupunkturu gibi alternatif tedaviler vardır ve hastaların yaşam kalitesinin keyfini çıkarmalarına olanak sağlarlar.

Dr. Werth gibi pek çok bilim insanı sadece bir tedavi bulmak için değil, bunun yanı sıra hastalarının mümkün olan en iyi yaşam kalitesinden yararlanmaları için başka yollar bulmaya çalışmaya devam ediyorlar.

Okumaya devam edin, bugün size auriküloterapi olarak da bilinen kulak akupunkturu hakkında daha fazla şey anlatacağız. Buna ek olarak bunu dünyayla paylaşmayı gerçekten isteyen Jose hakkında da daha fazla şey öğreneceksiniz.

Daha fazlasını okuyun: Temel Titreme: Belirtileri, Nedenleri ve Tedavileri

Kulak Akupunkturu Nedir ve Parkinson Hastalığı Olan Kişiler İçin Faydaları Nelerdir?

Kulak akupunkturu hastalar için ömür boyu yardımcı olabilir. Parkinson hastalığı, multipl skleroz, amyotrofik lateral skleroz ve diğer hastalıkları olan kişiler için rahatlama sağlar. Çünkü semptomların yoğunluğunu azaltmaya odaklanır ve bu şekilde bu durumlardan etkilenen kişilerin yaşam kalitesini iyileştirir.

Auriküloterapinin yaratıcısı Dr. Ulrich Werth tarafından kurulan Nörobilim ve Rejeneratif Tıp Merkezi birkaç yıldır bu hizmeti sağlamaktadır. Hatta, her gün dünyanın her yerinden hastaları tedavi etmeye devam etmektedir.

Tamam, ama kulak akupunkturu tam olarak ne? Bu pinna’ya (kulağın görünebilir kısmı) uygulanan bir akupunkturdur. Tam da diğer refleksoloji teknikleri gibi vücudu çeşitli refleks noktalarından uyarmayı amaçlamaktadır. 

Parkinson hastalığının beyin üzerindeki etkilerini gösteren bir kişi.
Kulak akupunkturu Parkinson hastalığı ve diğer rahatsızlıkları olan insanların yaşam kalitesini arttırabilir.

Kulak akupunkturcuları kulağın kıkırdağına deri altına implante edildiğinde sürekli bir ağrı caydırıcısı olarak hareket eden küçük titanyum iğneler kullanırlar. Bu iğneler acıya neden olmaz – hatta hastalar var olduklarını dahi zar zor fark ederler.

Tamam, ama neden iğneler bu spesifik bölgeye yerleştiriliyor? Açıklama şu: kulakta ve ayak tabanlarında tüm vücudu (organlar, araçlar, sistemler) temsil eden bir tür “harita” vardır. Yani kulağın spesifik bir kısmı uyarıldığında vücudun spesifik bir kısmına rahatlama sunulabilir. Bunların örnekleri kollar ve bacaklar olabilir.

Bu yazımıza da göz atın: Rasajilin ve Parkinson Hastalığındaki Kullanımı

Parkinson Hastalığı Olan Bir Kişinin İfadesi

Jose Anibal Nörobilim ve Rejeneratif Tıp Merkezinin bir hastasıdır ve önemli ifadesini iyimser bir şekilde paylaşmaktadır.

Kulak akupunktur tedavisi gören bir kişi.

Jose, yukarıda da bahsettiğimiz üzere acısız olan bu küçük iğnelerin yerleştirilmesi sonrasında anında bir iyileşme fark ettiğini söyledi. Dedi ki: “Kliniği terk ettiğimde düzgün bir şekilde yürüyebiliyordum ve sesim bile değişmişti. Hatta eşimi aradım ve o da sesimdeki güce hayran kaldı.”

Jose ayrıca bu tedavi sayesinde en sevdiği hobilerinden birine bile geri dönebildiğini söylüyor.

“Yazmayı seviyorum ve Parkinson hastalığı benden bunu yapma yeteneğini çalmıştı. Şimdi, kulak akupunkturu sayesinde tekrar yazabiliyor ve hikayeler anlatabiliyorum.”

Açık bir şekilde, Jose sadece daha iyi hissetmeyi değil aynı zamanda en sevdiği aktivitelerden birini yapmayı da istiyordu. Çünkü bu hayatını büyük bir parçası, kendisini ifade etme biçimi.

Görebileceğiniz üzere, kulak akupunkturunun ana amaçlarından bir tanesi rahatsızlıkları azaltmaktır, ki insanlar günlük yaşamlarının tadını çıkarabilsinler. Sadece bununla da kalmaz, bu özerkliklerinin bir kısmını geri kazanmalarına da olanak tanır. En azından, Jose’nin belirttiği şey bu.