Siz Ağlamazsanız Vücudunuz Ağlar

Ağlamanın zayıf olduğunuz anlamına geldiğini duymuş olabilirsiniz, ama gerçek şu ki ağlamak insanı özgürleştiriyor. Ağlamıyorsanız, duygularınız taşabilir ve sizi mutlu olmaktan alıkoyabilir.

Siz ağlamazsanız, vücudunuz ağlar. Her şeyi içinizde tutmaya, bütün mücadelelerinizi kendinize saklamaya ve hiç bir şekilde ifade etmemeye zorlarsanız, patlamaya başlarsınız.

Bizler, kendimizi duygularla ifade etmeden ve duygularımızı saklayacağımız bir liman oluşturacak şekilde tasarlanmadık.

Herkesin size nasıl tepki vereceği, hakkınızda ne söyleyeceği ya da sizi reddeceği korkusu ile yaşamak, bunu içinde tutmak, er ya da geç bu duyguların dışa dökülmesine yol açar.

Eğer ağlamazsanız, acı çekmeye başlayacaksınız.

Ağlamazsanız, daha fazla üzüntü, umutsuzluk, depresyon ve acı yaşarsınız.

Her şeyin böyle olmaması için bir fırsatınız var. Her şeyi içinizde tutmak, seçmek istediğiniz yol değil.

İşte bir örnek. Eşiniz ayaklarını her zaman masanın üzerine koyuyor. Ona hiç bir şey söylemiyorsunuz, çünkü önceden bu sizi rahatsız etmiyormuş gibi davranıyordunuz. Ama artık dayanamıyorsunuz.

Cicim ayları bizi biraz aptallaştırır. Bu aşama bittiğinde ne olur? Gerçeklik ortaya çıkar ve daha önce rahatsız olmuyor gibi davrandığınız şeyler şimdi sizi çileden çıkarır.

Muhtemelen eşinizi suçlamaya başlarsınız. Ara sıra “Bundan hoşlanmadığımı biliyorsun” diyebilir ya da bakışlarınızla durumdan memnun olmadığınızı bildirebilirsiniz.

Fakat bu sizin için hiç bir şey yapmaz. Bu duruma geri döner durursunuz. Durduk yere patladığınız güne kadar, o bakışları atmaya devam edeceksiniz.

Buradaki büyük hata, bir şey sizi gerçekten rahatsız ettiğinde öyle değilmiş gibi davranmak ve zamanında bunun için iletişim kurmamaktır. Belki de bunun bir daha olmayacağına inanıyorsunuz.

Yine de, en kötü hatalardan birine düşüyorsunuz: beklentiler dünyası.

Vücudunuz durumun iyi olmadığını size söyler.

Tüm duygularınızı kendinize saklamak yaşam biçiminiz haline geldiğinde, vücudunuz size uyarı işaretleri göndermeye başlar.

Tekrarlayan baş ağrıları, endişe, kafa karışıklığı, karın ağrısı, egzama ya da bir çok sorun, içinizde bir şeylerin yolunda gitmediğini söyleyen bir işaret olabilir.

Bunu yok saymayın.

Neler olup bittiğini bilmiyorsunuz, çünkü bu, çok iyi hatırlayamadığınız geçmiş tecrübelerinizden geliyor.

Ancak bu, hayatınızı sınırlandırıyorsa, endişe yaşıyorsanız ya da sık sık kötü hissediyorsanız ve mutlu olamıyorsanız, vücudunuzu dinleyin.

Bu çok akıllıca. Sorunun temelini bulmak için vücudunuzu kullanın. Onun bu şekilde tepki vermesinin bir nedeni var.

Vücudunuz ve zihniniz birbirine bağlıdır. Sorunu görmezden gelirseniz, sorunu çözemezsiniz ve bedeniniz bunu yapmadığınızı gösterecektir.

Olay daha da ileri gidiyor. En derin yerlerinize dalış yapmazsanız ve yaptığınızın size nasıl hasar verdiği ile yüzleşmezseniz, o rahatsız mide ağrısı egzamaya, dolaşım problemleri dermatite dönüşebilir.

Vücudunuzun uyarılarını gözardı ettiğiniz zaman, sizi mutsuz eden şeye son verene kadar bir şeylerin yanlış olduğunu göstermeye devam edecektir.

İnançlar, travmalar ve deneyimler

Sorunlarınız genellikle zihninize koymayı ya da yaşamayı seçmediğiniz inançlardan, travmalardan ve deneyimlerden gelir.

Bununla birlikte, aslında hepsi gözlerinizi açmak, öğrenmek ve bırakmak için fırsat olabilir.

Hayır” deme korkusu, çocukluğunuzdan beri beraberinizde taşıdığınız bir inanç ya da travmatik bir deneyimden gelebilir.

Hissettiğiniz şeyi o anda söylemenin dev korkusu, benlik saygısı ve güven eksikliğini tetiklemiş olumsuz bir deneyim yüzünden olabilir.

Kendinizi bunlara teslim etmeyin. Yere yatıp daha fazla darbe almaya gerek yok.

Her travma ve deneyim, gerçekten olmak istediğiniz kişiye dönüşmeniz için bir fırsattır.

Gitmeden önce okuyun: Minnettar olmayı bilen bir zihin iç huzuru da bilir

Yani, şunu unutmayın: siz ağlamazsanız, vücudunuz ağlamaya başlar. İhtiyacınız olduğunda ağlamaya izin verin. Vücudunuzu bu acının fiziksel tezahürlerinden kurtarın.

Mutsuzluğun üstesinden gelmeyi seçmeye hazır mısınız?

Resimler: Sylvie Ann